Islak Yastığımsın Sen

2010-07-03 18:43:00

 

Islak Yastığımsın Sen

İliklerime işleyince kurşun-i gözlerin, kırıldı direncim
Rengi kuşkularla büyüyen bir geceydi sensiz günlerim
Ruhumdaki ağıtları, yüreğimdeki ağrıları bitirdi sözlerin
Islak yastığıma hüznünü düşürünce sevdaya düştü gönlüm

Sen utangaç mavilerin mart filizleriyle uykuların alaca rahminden düştün bu yaşam sularına. Karları taşıyamayan ağaçların pamuk döşekleri toplanırken uzaklarda, durağan bir çığlıkla merhabalarla güldün hayata. Yağmurla oyunlara açıp minik avuçlarını, yüreğinin dönencesine düşen gözlerindeki engin bakışlarla yürüdün yılları.


Yönü dümenden ayrı düşen yaşam sularında yeşil denizler ekmişsin gönlünün coğrafyasına. Hüzün kayalıklarında zamanı ruhunda taşımış, evreni didikleyerek defne dalları ile örtmüşsün aykırı tükenmişlikleri. Sen sularını içtikçe dağların, ışıklar yolunda diz çökmüş. Kulaklarına yıldız sevgileri iliştirerek sırlı bakışlarla süzmüşsün gökleri. Yaşam sularının kirli sularında adresini yazıp kitabına, gitarının tellerinden ruhunun şarkısını söylemişsin.


Bu telaşlarla dönen yaşam değirmeninde sevda yalan kusan suçlu gözlerden usumuzda biriktirdiğimiz aldanış dosyalarıyla ve ertelenmiş sevmelerle kilitli bir sandıkça bekler yüreğimizde. Asla dönmeyecek yaşanmış baharlarla, geçişler yaptığımız sarhoş gecenin gündüz ışıltılarında yine de yürek her mevsim doğurgandır yeni aşklara.


Bedenime sığmayan hücrelerimde gül desteleriyle saltanatın olacak bundan böyle. Anlamını tanrının bile sorgulamadığı aşk dalgakıranında çıplak, ama utançsız büyür insanlar. Sensiz günlerin devrilmiş bütün testilerinden hüzün aksa da, sensin bu şair yüreğe can veren. Yüreğinden, ruhundan, gönlünden aldığım güçle, parmaklarının sarnıçlarından içtiğim sularla kanıma karışıyor kar yangınlarının köpüklü çağlayanları. Bedeninin sarmaşıklarından öptükçe tuz denizlerin yakıyor dilimin aşkla seni anlatan imgelerini. Dört bir yanı sularla çevrilmiş yaşam tarlama en güzel çiçekler ekiyorum. Adına özlem koyduğum bütün bekleme nöbetlerinde ben seninle bütünleşen bir başka dua oluyorum.


Öptükçe yüreğinden dönüyorum sırtımı sevgisizlere. Yaramı tuzlayan gecelerin kasırga tufanlarında mor menekşeler topluyorum sana ceylan sulaklarından. Kuzuları memeye salıyor, mendilimdeki gözyaşını sıcak güneşlerine asıyorum. Dal dal, sürgünlerle toprağında ekmeğimi seninle paylaşıyor, göğsündeki tutkuları dişleyecek baharları gözlüyorum. Cebimdeki isimsiz şiirlerle, doğurgan iniltilerle utançsız adımlarla yalnız sana yürüyorum.
Gözlerinde hiç konuşmadan kaybolmak, yüreğine dokundukça ağlamak ve sen beni sorgulara boğdukça göğsünde kaybolmak istiyorum. Mutluluğun sefil insanlarla doldurulduğu bir kürede her yüreğin hikayesi uzundur ne yazık. Sıcacık umutların aaaaaaandığı ve hayallerin rengarenk yaşandığı bu telaşlı insan harmanında bin ömrüm olsa yine de sana yürürdüm.


Doğduğun kentin rüzgarlarıyla yıkıyorum her sabah ben yüzümü. Onlarca yolcunun yorgun umutlar taşıdığı bu hüzün istasyonlarında, ben seni düşündükçe cesur, seni andıkça yürekli oluyorum. Filizlerin dallara sarıldığı, cemrelerin en soğuk demirleri bile eriteceği günleri bekledikçe, çeliğe suyu, yüreğe mutluluğu, seni özledikçe de gözlerime buğuyu resimliyor bu beden.


Öyle bakma gözlerime sevdam. Sol yanıma bastırmışım seni. Prangalar vurulu ayaklarımla, bu sularıma vuran ışıklarınla, terime karışan pırıltılarınla, geceme vuran şavkımla sensiz yaşamak bana haram. Serçe kıvrımı dudaklarından sular içmeden, gönül dokunuşlarına bu bedeni yatırmadan, kadınım diye inleyişlere durmadan, saçlarının ormanlarında kaybolmadan ve sevdanın nehirlerinde kulaçlar atmadan bu aşk atlasında kaybolmam ben.

68
0
0
Yorum Yaz